Londra Tasarim Bienali’nde Türkiye’yi Temsil Edecek Olan HousEmotion Tepta ile Aydınlanıyor

Londra Tasarim Bienali’nde Türkiye’yi Temsil Edecek Olan HousEmotion Tepta ile Aydınlanıyor

Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından tasarlanan ve geçtiğimiz Nisan ayında Milano’da sergilenen HousEmotion yerleştirmesi, Eylül ayında açılacak Londra Tasarım Bienali’nde Türkiye’yi temsil edecek. Yerleştirmenin aydınlatma sponsorluğu TEPTA Aydınlatma tarafından üstleniliyor.

Bu yıl ikincisi düzenlenen Londra Tasarım Bienali 04-23 Eylül tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Dördüncü kez Londra’da konuk olan Tabanlıoğlu Mimarlık’ın HousEmotion yerleştirmesi ise bienal süresince SomersetHouse’un avlusunda izleyicilerle buluşacak.

İlk olarak Nisan ayında Milano Tasarım Haftası’nda sergilenen yerleştirme TEPTA ile aydınlanırken, Nurus katkıları ile hayata geçirilmişti. Farklı uzunluklardaki 361 adet metal boru üzerinde 9812 adet M/60 – 3000K şerit LED’in, kullanıldığı bu enstalasyon için tüm aydınlatma sistemi günler süren bir çalışma ile tek tek yerleştirildi. Aydınlatmanın teknik donanımı, dış mekan koşullarına uygun olarak  sağlandı. TEPTA, eserin kurulum sürecinde de süpervizyon hizmeti sağladı.

Londra’da gerçekleşecek ikinci yerleştirme için de, tüm sistem verilen standartlara göre revize edildi ve yine günler süren çalışmalarla önce Türkiye’de demo sağlandı.

‘housEmotion’ Hakkında:

“housEmotion” şeklen bir evi anıştırıyor, ama bu bir yuva mı? 21. Yüzyılda “yuva”ya dair gerçeklik ve duygular neler?

Hız, hareket ve geçicilik odaklı çağımızda Tabanlıoğlu Mimarlık'ın enstalasyonu “ev”in duygusal yerini değerlendiriyor, ne-re-ye ait olduğumuz sorusuna cevap arıyor.

"Nerelisiniz?" sorusuna verilen cevap, hemen hemen herkesin geldiği yerden farklı bir fiziksel noktada olduğunu, kalıcı veya misafir olarak, artık farklı bir yeri mesken tuttuğunu gösterir. Evin gerçekten ne olduğuna dair çeşitli algılamalara rağmen, en iyi cevaplardan biri "Ev, Başladığımız Yerdir".

housEmotion’da fizikselleşen "ev"in yarı şeffaf duvarları bir kontrol hissi yaratarak - bireyin aile ve toplumla etkileşimin gelişiminde olduğu gibi - dış ortama kademeli olarak açılan sınırları tespit ediyor. Öte yandan, enstalasyonun merkezi, ait olmanın konforunu, rahatlığını temsil edecek şekilde biçimleniyor.

Enstalasyon, ev kavramını en sade haliyle temsil eden temel kübik formun, bir dizi beyaz çubuk kullanılarak inşa edilmesiyle şekilleniyor. Çubuklar arasındaki boşluklar, yapıya yarı şeffaflık ve geçirgenlik katıyor, dışarıdan, farklı açılardan izlendiğinde ise optik iluzyonlara yol açıyor. Uzaktan merak uyandıran bu etki ziyaretçileri “ev”in içine girmeye teşvik ediyor.

Tabanlıoğlu'nun “anne kucağı gibi” şeklinde tarif ettiği mekânın merkezinde bir divan yer alıyor; içeride olanlar için, oturup dinlenebilecek bir sığınak ya da bir buluşma noktası. Ziyaretçilerin vakit geçirmek, rahatlamak ve yeni insanlarla tanışmak isteyecekleri bir yer.

Evin çerçevesini kuran çubuklara gömülmüş olan aydınlatma elemanları, özellikle geceleri, yapıyı parlayan bir fenere ya da samimi, sıcak bir mekana dönüştürüyor.

“Günümüzde ‘yuva’, kişinin tüm anılarını hafızasında tutan bir akıllı telefon olabilir. Ya da kendi özümüzü çağrıştıran bir hayal, hatta yanımızda taşıdıdığımız herhangi bir şey” diyor Tabanlıoğlu Mimarlık.